16 Temmuz 2008 Çarşamba

16 Haziran 2008 Pazartesi

AYDINLANMA,SONRASI,ÖDÜLLER,TEHLİKELER


AYDINLANMA, SONRASI, ÖDÜLLER,TEHLİKELER;

Herkes bir gün hayatının belli dönemlerinde içsel yollara ve uygulamalara girer. Mekanik uygulamalar,bilgi okumaları,meditasyon-aşkın düşünme,içrek dalış-lar yapar.Maddi zevklerin yerini manevi zevkler ile değiştirir. İçten istek ve çabalar birikir ve bir gün en yüce olanın lütfu ile birleşince aydınlanma denilen Birlik halini deneyimler.Tabii ki bedensel sınırlar dahilinde yaşanan bu ışık vecdi anlatılamaz. Kendi doğasından ötürü aşkındır.Bu yedinci bilinç hali olarak anlatılan durum herkeste ortak gerçekliklere sahip olur.Çağlardır birçok tradisyonlarda,dinlerde,yolarda çeşitli isimlerle adlandırılmıştır. Mısırda belkemiğinde saklı özün uyanışı,Hinte kundalini uyanışı- Nirvakalpha samadhi-,Uzakdoğuda Nirvana ya ulaşmak, Tao ile birlik ,Hiristiyanlıkta Tanrının krallığına yükselim,Yahudilikte Yehova ile görüşme,İslami tradisyonda Miraç,Tasavvufta Fena Fillah ve Beka olarak adlandırılmıştır.. Ancak süreç içerisinde kurumsallaşmış dini yapılar bu özbilgiyi görmezden gelmeyi tercih etmiştir.İzdeşlerine böyle bir içsel ışık aydınlanmaşı vizyonu çizmemiş onların kullukta kalmalarını tercih ederek,umutlarını cennete havale etmeyi tercih etmiştir. Çağlar boyu süregelen dini oluşumlar sonucu mekanik uygulamalar kemiklekmiş ve bu günkü dini iskeletler oluşmuştur.Bu sureç mekanik uygulamaların ve şekliciliğin ön plana çıkmasını sağlamıştır.Öz bilgi ve meditasyon ikinci planda kalmış hatta çoğu dini yapıda ne yazık ki unutulmuştur.Günümüzde gelinen bu durum, gerçek araycısının-seeker of truth- yapayalnız ve tehliklere açık olmasına yol açmıştır.Kimden yardım alacaksın ki böyle bir durumda.Sen ve O yapayalnızsın bu yolda. Aşık Veysel'in dediği gibi ''Uzun ince bir yoldayım gidiyorum gündüz gece.'' Herkesin evrim düzeyi farklı. Kimi, neyin, ne zaman beklediği, herekesin kendi kişisel kaderi ile ilgili. İçten ve yürekten bir gerçek arayıcısı içsel uygulamalar ve özellikle yoğun meditasyon sonucunda, ışığa zerk olup aydınlanmasıyla neler olacak?Bu bir son değil tabii ki,yeni bir başlangıç.Çifte doğumlu olarak hayata yeniden başlanacak.O noktaya getiren tüm uygulamalar artık geride kalmış olacak. Peki bir aydınlanmış için hayat toz pembemi olacak? Her şey mukemmel hoşluk ve zevk mi olacak.Günümüzde tabii ki hayır.İçinde bulunduğumuz demir çağı,karanlık çağ, kali yuga da işler hiç de kolay değil.Bu demir çağı başların ayak olduğu ayakların baş olduğu bir çağ.Işığı temsil edenlerin,çifte doğumluların aşağılandığı hatta katledildiği böylece görevlerini yerine getiremediği bir dönem.Bu dönemde tabii ki modern engizisyon da çok güçlenmiş durumda. Modern engizasyonun temel direkleri derinlere ve heryana kök salmış durumdalar.Cepleri ise dolu dolu. Bir yanda, mekanik dinsel anlayışın temsilcisi olan din baronları. Diğer yanda akademik anlayışın dinazorları psikiyatırlar,yatırların yerini almış durumda.Pazar dini bilgi enflasyonu ve psikiyatrik hastalık icatları ile dolu.İlaç firmaları yeni hastalık icat edebilmenin,atraksiyonlu tanılar koyabilmenin ve daha fazla ilaç satabilmenin uğraşı içerisinde.Hekimliğin, hikmet sahibi olmaktan gelen kökleri artık çok uzaklarda kalmış ve rüyamsı bir hale bürünmüş.Bununla beraber, en büyük şirketlerin geri planında yer alan silah ve uyuşturucu ticareti ise bir başka bağlam.Yeni savaşlar çıksa da silah satsak diye pusuda bekleyenlerle, yeni eroin bağımlıları bekleyenler, mustakbel kurbanlarının yollarına hasret şarkıları düzmüş. Gerçeği arayan bir kalp bu zor koşullarda kendi kişisel kıyametini yaşayacak tabii ki. Kendine kurulan tuzakları bir bir bir aşacak.Bu düzene karşı duruşu ile kimi zaman hapishane, kimi zaman tımarhane, kimi zaman ise karacaahmet civarında turlayacak. Kalbine inşa ettiği tapınak ile en yüce ışığı anacak.Kimi zaman camide,kimi zaman havra da, kimi zaman kilise de, kimi zaman aşramda, kimi zaman bir bar da,kimi zaman sevgilinin kollarında. Her yer de o yüce ışığı anacak. Anda in olacak.Böylelikle her geçen an kalbi daha fazla saflaşacak ve O nun varlığına dair sarsılmaz bir inanç oluşacak.Günü gelince O ışık düğünü gerçekleşecek ve sonsuzlukla nikahı kıyılacak. O gün gelene kadar, tuzaklarla dolu bu dünyada yaşamaya devam edecek.Yeri gelecek kirlenecek,günaha batacak yeri gelecek arınmanın ışık kanatlarına atlayacak. Kısacası zor ama bir o kadar da güzel bir yol.Bu yolda, yürekten ışık arayıcılarına bol şans diler,kolay gelsin derim.Yüce Rabbin yardımı gerçek ışık arayıcıları ile olsun. 10.06.2008.S.K.

1 Mayıs 2008 Perşembe

25 Nisan 2008 Cuma

21 Nisan 2008 Pazartesi

MAHADEVA

MAHADEVASHİVA

19 Şubat 2008 Salı

10 Ocak 2008 Perşembe

Where the Hell is Matt?

İŞA UPANİŞHAD


İşa Upanişad şöyle diyor;
''Herşeyi kendinde gören ve kendini herşeyde gören, hiçbirşeyden
nefret edemez.
Kendisinin herşey haline geldiğini bilen kişi ve herşeydeki
birliği .bilen kişi,nasıl bir şeyden nefret edebilir ki?
O(Özben),
herşeyi kaplayandır,parlayandır,biçimsizdir,kusursuzdur,tertemizdir,lekesizdir,herşeyibilendir,kendi aklının ustasıdır,herşeyin en iyisidir,kaynağı bağımsız olandır ve ebedi olandır.
Herkese hakedişine göre, dağıtandır.

Bilgisizliği mekanik olarak uygulayanlar kör olanların tarzında bir
karanlığa girerler.Ama sadec bilgiyi uygulayanlar,daha da derin bir
karanlığa girerler
Tezahür etmemiş olana adanmışlar,körlerin bulunduğu duruma benzer bir
karanlığa girerler.Ama tezahür etmiş olana adananlar daha da derin bir
karanlığa girerler.
Hem tezahür etmemiş olanın hem de tezahür etmiş olanın her ikisinin de
ne olduğunu bilen,
tezahür etmiş olana adanarak ölümün üstesinden gelir,
tezahür etmemiş olana adanarak ölümsüzlüğe ulaşırlar.
Gerçek'in yüzü,parlayan bir disk ile saklanmıştır.Ey yaşamı ve bu
dünyadaki herşeyi devam etttiren Güneş,lütfen bu diski kaldır ki,
Gerçek'in arayıcı olan Ben onu görebileyim.
Ey besleyen,yalnız yolcu ve rehber!
Ey Güneş,
Prajapati'nin(Kutsal Bilge) oğlu,
lütfen ışınlarını topla,ışığını geri çek.
Senin en güzel şeklini görmek istiyorum.
Sende ruh-purusha- var.Ben O'yum.
Bu nedenle dua ediyorum ki,yaşam gücüm kozmik yaşam gücüyle birleşsin.
Bu beden ateşe teslim olsun ve küle dönüşsün.
Ey akıl,tüm yaşam boyu yaptıklarını hatırla.
Tüm fiileri tekrar tekrar hatırla.
Ey ateş-agni-,
(fillerimizin) iyi sonuçları(nı)n bize gelmesi için, lütfen bizi doğru
yola yönledir.
Ey Tanrım,sen yaptığımız düşündüğümüz herşeyi bilensin.
Lütfen tüm kötülükleri bizden uzaklaştır.
Biz tekrar ve tekrar seni selamlıyoruz.
Om Şanti.Şanti.Şanti.
Kaynak:www.yogamerkezi.com



ARANYAKALAR VE UPANİSHADLAR

Brahmanalara ek olarak yazılmış metinlere Aranayakalar (Orman Metinleri) denir. Bunlar, gizli ve acayip karakterdeki herşeyi içerir; açıktan öğretilmesi tehlikeli olduğu için köylerde değil, ancak ormanlarda öğretilmesi gerekir. Aranyakaların ana konuşu, artık kurban töreninin yapılışıyla ilgili kurallar ve seramonilerin açıklaması değil, kurbanın sembolcülüğü ve mistisizmi ile Brahman felsefesidir, Aşramalar doktrininin, yaşamın Brahmansal ideali olarak ileri sürülmesinden sonra bu “orman metinleri” doğal olarak orman çilekeşlerinin üzerinde çalıştığı, Vedaların geçerlilik kazanan kısımları haline geldi, Upanishadların en eskileri de kısmen bunlara dahil edildi, kısmen de bunlara eklendi; bu yüzden Aranyakalar ile Upanishadlar arasında kesin bir sınır çizmek zordur. Bu metinler birçok nedenden ötürü Vedanta (Vedaların Sonu) olarak biçimlendi. Bir kere bu metinlerin çoğu daha genç bir döneme aittir ve kronolojik olarak Veda döneminden sonraya yerleştirilir, ikinci olarak şunu asla unutmamalıyız ki Vedik edebiyatın tamamı yazılı kitaplardanoluşmaz, ağızdan ağıza yayılmış bir edebiyattır. Bunun içindir ki bizim genellikle “eserler” yahut “kitaplar” olarak adlandırdığımız ve Brahmanalar içinde bulduğumuz şeyler aslında çeşitli dinadamlarına.ait okulların öğretilerinin açıklandığı kısımlardır. Öğreti, yıllarla ölçülen süreler içinde öğrencilere öğretilir, bu süre zarfında öğrenci hocasıyla birlikte yaşar ve ona hizmet ederdi. Bu öğretinin anlaşılması çok zordu; esrarlı, mistik ve felsefesel doktrinlerdi bunlar. İşte Aranyakalar ve Upanishadların içeriğini oluşturan bu konular, bu öğretim döneminin sonuna düşüyordu. Bu metinler, dinsel bir görev ve eylem olan Vedaların ezberden okunmasına da bir son veriyordu. Sonraki düşünürler, Upanishadların doktrinlerinde Vedaların sonunu değil, Vedaların son amacını gördüler.
Vedanta olarak Aranyakalar ve en eski Upanishadlar çeşitli Veda okullarına aittirler. Bunlar gerçekte Brahmanaların belirli kısımlarını oluştururlar. Kendisine Aitareya Upanishad dahil edilmiş olan Aitareya Aranyaka, Rgveda’ya ait olan Aitareya Brahmana’ya ilişkindir. Yine Rgveda’ya ait olan Kaushitaki Brahmana, bir parçasını Kaushitaki Upanishad’ın oluşturduğu Kaushitaki Aranyaka ile biter. Siyah Yacurveda’ya ait olan Taittiriya Aranyaka, Taittiriya Brahmana’nın devamından başka birşey değildir. Bu Aranyaka’nın bitişi Taittiriya Upanishad ve Maha Narayan Upanishad olarak biçimlendirilmiştir. Beyaz Yacurveda’ya bağlı Şatapatha Brahmana’da XIV.kitabın. ilk-üçte biri bir Aranyaka’dır; bu kitabın sonu en büyük ve en ünlü Upanishad olan Brhadaranyaka Upanishad’dır. İlk bölümü bir Aranyaka olan Chandogya Upanishad, Samaveda’ya ait olan bir Brahmana’ya (olasılıkla Tandya Maha Brahmana) aittir. Caiminiya Upanishad Brahmana diye adlandırılan eser Caiminiya’ya (veya Samaveda’nın Talavakara okulu) ait bir Aranyaka’dır. Keza Talavakara Upanishad denen Kena Upa. da onun bir parçasını oluşturur.
Maha Harayana Upa. hariç, yukarıda adı geçen Upanishadlar, bu türün en eskilerindendir. Dil ve üslup olarak Brahmanalara benzerler. Süssüz ve düzyazı biçimlidirler. Sadece, en eskileri arasında sayılan Kena Upanishad’ın yarısı şiirseldir. Eski ve yeni metinler bir aradadır. Brhadaranyaka ve Chandogya gibi en-büyük.Upanishadlar birçok büyük küçük metnin, birleşip kaynaşmasıyla oluşmuştur. Böylece aynı metinlerin birçok Upanishad’da bulunmasını da anlayabiliyoruz. En büyük Upanishadların yazıldığı bağımsız metinlerin ait olduğu tarih, Buddha ve Panini’den önce, Brahmanalar ve Aranyakalardan çok sonra olmayan bir tarihtir. Bu nedenle yukarıda adları geçmiş olan 6 Upanishad, yani Aitareya, Brhadaranyaka, Chandogya, Taittiriya, Kaushitaki ve Kena şüphesiz bu edebiyatın ilk gelişen en eski ürünleridir. Bunlar, daha önce bahsettiğimiz Vedanta doktrinini saf ve orijinal biçimiyle sunarlar.
Bütünüyle veya kısmen şiirsel olarak yazılmış olan bazı Upanishadlar, olasılıkla Buddhizm öncesi bir zamana, fakat demin bahsettiklerimizden sonraki bir döneme aittirler. Bir Aranyaka’nın bölümü olmasalar bile, bunlar da belirli Veda okullarına ilişkindir. Bu sınıflama içine Siyah Yacurveda okuluyla ilgisi olan Katha Upanishad’ı koyabiliriz. Keza Siyah Yacurveda metinleri arasında sayılan Taittiriya Aranyaka’ya bir ek olarak elimize gelen Şvetaşvatara Upanishad ile Maha Narayana Upa. da sayılabilir. Vacasaneyi Samhita’nın son bölümü biçiminde olan kısa fakat çok değerli İşa Upanishad, Beyaz Yacurveda’ya aittir. Yarı düzyazı yarı şiirsel olan Mundaka ve Praşna Upa.lar
Atharvaveda’ya aittirler. Bu altı Upanishad da Vedanta doktrinini içermesine rağmen, bunlarda büyük ölçüde Samkhya ve Yoga öğretileri ile monoteistik düşünceler de işlenmiştir.
Maitrayaniya Upa. Siyah Yacurveda okuluna atfedilir ve Buddhizm sonrası bir devreye ait olması gerekir. Bu da, en eskileri gibi, düzyazı ile yazılmıştır; ancak Vedik izler taşımaz. Dil, üslup ve kapsam bakımından Klasik Sanskrit Edebiyatı içine yerleştirilebilir. Atharvaveda ile ilintili olan Mandukya Upanishad da olasılıkla aynı zamana aittir.
Bu son saydığımız iki Upanishad önceki onikisi ile birleşerek 14 Upanishad’ı oluşturur ki bunlar Hint felsefesi ile ilgili ilk kaynaklardır.
Bunun dışında sayıları 200’ü aşan Upanishad adıyla veya.geniş birikimler halinde bize ulaşmış.metinler vardır ki bunlar Vedalarla, bir ikisi dışında, pek ilgisi olmayan metinlerdir. Felsefi olmaktan .çok dinsel karakterdedirler. Çok sonraki dönemlerin mezheplerinin ve düşünür okullarının görüş ve doktrinlerini savunurlar. Vedalardan çok Purana ve Tantralarla ilgilidirler. Bu yeni Upanishad Edebiyatını amaç ve kapsamlarına göre şöyle sınıflandırabiliriz:
l) Vedanta öğretilerini açıklayan metinler, 2) Yoga’yı öğreten metinler, 3) Çileci yaşamı (Sanyasa) öven metinler, 4) Vishnu’yu öven metinler, 5) Şiva’yı öven metinler, 6) Şaktaların ve diğer önemsiz mezheplerin Upanishadları... Bu metinler kah düzyazı, kah düzyazı-şiir karışımı ile, kısmen de epik şlokalarla yazılmışlardır.
Upanishad sözcüğü upa+ni+SAD (bir kimsenin yakınına oturmak, dizinin dibine oturmak) eyleminden türetilmiştir ve bununla öğrencinin hocasının yanına oturup, ondan gizli bilgileri alması anlatılmaya çalışılmıştır. Hintliler gizli bilgilere “rahasyam” derlerdi. Bu nedenle “Upanishad” ve “rahasyam” sözcükleri yanyana kullanılmıştır.

UPANISHADLARIN TEMEL ÖĞRETİLERİ
Upanishadlarda belki de en sık tekrarlanan sözler “Evrenin Brahman, Brahman’ın da Atman” olduğudur. Yani “Evren Tanrı, Tanrı da Sensin veya Benim”. Upanishadlarda bu iki kavram, yani Brahman ve Atman bir arada gözükür. Şandi1ya bu ünlü doktrini “Gerçekten bütün bu var olan herşey Brahmandır” diye açıklamaya başlar (chandogya Upa. III, 14):
“Bu Atman benim kalbinin derinliklerindedir ve bir pirinç veya arpa tanesi ya da hardal çekirdeği kadar küçüktür... Kalbimin derinliklerindeki bu Atman dünyadan, gökyüzünden, göklerden ve bütün dünyalardan daha büyüktür. Bütün hareketler, istekler, korkular, tatlar ondadır, kendi içini kapsayan herşeyi tutan odur; o konuşmaz, hiçbir şeyi dert etmez; bu kalbimin derinliklerindeki Atman, Brahman’dır. Bu yaşamdan.ayrıldığım zaman onunla birleşeceğim”.
Burada görüldüğü gibi, “aham brahmasmi” (ben Brahma’yım) öğretisi anlatılmaya çalışılmaktadır.
Chandogya Upa. (VI, 1’den) dan:
“Şvetaketu, Uddalaka Aruni’nin oğluydu. Babası ona dedi ki: ‘Şvetaketu kendini bir hocaya Veda öğrencisi olarak sunmalısın, çünkü evladım, bizim ailede Veda’yı öğrenmeden, sadece ismen Brahmin olmak yeterli değildir.’ Böylece 12 yaşında öğrenci oldu. 24 yaşında ise bütün Vedaları öğrenmişti. Kendini bilgili bir insan gibi kabul ederek gururla evine döndü. Babası ona dedi ki: ‘Sevgili Şvetaketu, kendini.bilgili bir insan gibi kabul edip kibirleniyorsun; söyle bana, işitilmeden duyulan, düşünülmeden düşünülen, bilinmeden bilinen öğretiyi araştırdın mı?’ ‘Saygıdeğer kişi, bu öğreti neden bahsediyor?’ ‘Evladım, bu, var olan herşeyin aynı hamurdan yapıldığını, farkın ise sadece isimlerde olduğunu anlamaktır. Bakırdan yapılmış herşey bakırdır, fark sadece isimlerdedir. Tırnak makası gibi demirden yapılmış herşey demirdendir, fark onlara verilen isimlerdedir; işte bu böyle bir öğretidir.’ ‘Şüphesiz benim değerli hocalarım bunu bilmiyordu; eğer biliyorduysalar neden bana öğretmediler? Saygıdeğer efendim, bu öğretiyi bana açıklar mısınız?’ ‘Pekiyi evladım’ dedi baba.
Oğlum, başlangıçta varolan, ikincisi olmayan Tek Varlık’tır. Şundan emin ol, bazı kimseler der ki; Başlangıçta:Varolmayan vardı; o ikincisi olmayan Tek’ti; ondan Varolan ortaya çıktı. Fakat sevgili oğlum, bu nasıl olabildi? Nasıl oldu da Varlık Yokluk’tan doğdu? Başlangıçta var olan varlıktır ve o İkincisi olmayan Teklik’tir. (Sonra ona varlığın nasıl su ve-ısının-yardımıyla doğduğunu, daha sonra ondan nasıl yiyeceğin ortaya çıktığını anlatır. Varlığın, üç elementi içine alarak, kendi dışında maddesel dünyayı yarattığını açıklar. Uyku, açlık ve susuzluk, durumunda nasıl herşeyin geri üç elemente döndüğünü (ısı, su, yiyecek) başka deyişle ateş, su, toprağa döndüğünü, bu üç elementin dönüşlerinde sadece varlıkta dinlendiklerini anlatır. Bu varlık herşeyi içine alan Atman’dır, yani bizim ruhumuzdur. Bir kimse ölse, gerçekte olduğu şeye döner, onun dışında üretildiği varlığa karışır. Bu bilgileri Tek Varlık’la insan ruhunun bir ve aynı olduğunu açıklayan bir dizi benzetme izler). ‘Sevgili oğlum, arılar farklı farklı ağaçların özsularını tek bir yerde toplarlar. Bu birliğin içinde toplanmış olan özsular ‘ben şu ağacın özsuyuyum, ben bu ağacın demezler. O halde evladım, varlıktan gelen bütün yaratıklar da ondan geldikleri bilincini unutmuşlardır. Aslan, kaplan, kurt, domuz, solucan, kuş, sinek, sivrisinek hepsi de bu Varlık’tan gelmedir. Herşeyi var eden bu aynı kaynaktır, o gerçektir, o Atman’dır, o Sensin ey Şvetaketu’. ‘Soylu efendim, beni daha fazla aydınlatın’ ‘Pekala oğlum...’
‘Şuradaki incir ağacından bana bir meyve getir;’ ‘Getirdim efendin’. ‘Onu ikiye böl’ ‘Böldüm efendim’ ‘İçinde ne görüyorsun?’ ‘Çok küçük tohumlar efendim’ ‘Onlardan birini ikiye böl’ ‘Böldüm efendim’ ‘Ne görüyorsun?’ ‘Hiçbir şey efendim’. Bunun üzerine baba dedi ki: ‘Sevgili oğlum, görmüyor musun ki o hiç dediğin şeyden şu koca incir ağacı meydana geldi, inan bana oğlum, herşeyi meydana getiren de bu aynı şeydir; o gerçektir, o Atman’dır, o sensin ey Şvetaketu’ ‘Soylu efendim, beni daha fazla aydınlatın’. ‘Pekala...’
‘Şu bir parça tuzu suya koy ve yarın sabah bana gel’ O da öyle yapar. Baba ona der ki: ‘Dün gece suya koyduğun tuzu bana ver’. Oğul, elleriyle yoklar ama tuzu bulamaz zira suda erimiştir. ‘Şimdi suyun bir yerinden tat bakalım. Nasıl tadı?’ ‘Tuzlu’. ‘Şimdi ortadan tat, nasıl?’ ‘Tuzlu’ ‘Şimdi diğer taraftan tat, nasıl tadı?’ ‘Tuzlu’ ‘Şimdi onunla birşey ye ve bana gel’ O da öyle yapar ama yediği şey de tuzludur. Sonra baba ona der ki: ‘Doğrusu oğlum, sen de bu vücutta varlığı kavrayamazsın, oysa o oradadır. Bu herşeyi oluşturan güçtür, o gerçektir, o Atman’dır, O Sensin ey Şvetaketu!’
Kaushitaki Upa. (IV’de) ve Brhadaranyaka Upa. (II,1’de) olmak üzere iki ayrı Upa.’da bilgili ve kibirli Brahman Gargya-Balaki’nin Benares kralı Acataşatru’ya Brahma bilgisini öğretişini buluruz. Ona, güneşteki, aydaki, aydınlıktaki, havadaki, rüzgardaki, ateşteki, sudaki Purusha’.yı (kişisel ruh) açıklar. Sesteki, rüyadaki, insan bedenindeki, gözdeki Brahman’ın yansımasını anlatır. Bunlardan tatmin olmayan krala başka açıklamalarda bulunur.
Yacnavalkya ile iki karısından biri olan Maitreyi arasında şöyle bir konuşma geçer (Brhadaranyaka Upa. II, 4):
Maitreyi – Efendim, söyler misiniz, acaba üzerindeki zenginlikle birlikte bu dünya benim olsa, ölümsüzlüğe kavuşur muydum?
Yacnavalkya – Hayır! Senin yaşamın da zenginlerinki gibi olurdu. Zenginlikte ölümsüzlüğe dair bir umut yoktur.
Maitreyi – Eğer ölümsüz olamayacaksam ne yapacağım? Bu konuda, efendim bana bildiklerinizi söyleyin.
Yacnavalkya – Benim için çok değerli olan sen, kıymetli sözler söylüyorsun. Gel, otur, sana açıklayacağım, sözlerime dikkat et! (Devam eder)
Bir koca onu sevdiğin için değerli değildir: Bir koca, kendini sevdiğin için değerlidir.
Bir kadın, onu sevdiğin için değerli değildir: Bir kadın, kendini sevdiğin için değerlidir.
Oğullar, onları sevdiğin için değerli değildir: Oğullar kendini sevdiğin için değerlidir.
Tanrılar, onları sevdiğin için değerli değildir: Tanrılar sen kendini sevdiğin için değerlidir.
Yaratıklar, onları sevdiğin için değerli değildir: Yaratıklar, sen kendini sevdiğin için değerlidir.
Aynı şekilde herşey sen onları sevdiğin için değil, sen kendini sevdiğin için değerlidir.
Ey Maitreyi, kendin dediğim görülür, duyulur, kavranır, gösterilir! Biz duyduğumuz, kavradığımız ve bildiğimiz zaman herşey bilinmiş olur.

Ruh göçü ve Karma kanunu ile ilgili birçok konuşma vardır. Bunlardan biri Brhad.Upa. III,2,13’den itibaren verilen konuşmadır. Burada iyi hareketlerin (Karman) sonunda iyi bir canlı, kötü hareketlerin sonunda kötü bir canlı olarak doğulacağı belirtilir. Aynı Upanishad’ın başka bir yerinde (7,2) ilginç bir söz oyunu vardır:
“Pracapati’nin oğulları olan tanrılar, insanlar ve şeytanlar babalarının yanında onun öğrencisi olarak kalırlar. Tanrılar onun yanındayken sorarlar: ‘Efendimiz, bize birşey söyleyin’ O da onlara ‘da’ der ‘bunu anladınız mı?’ diye ekler. “Tanrılar”da anladık; siz bize damyata (kendinizi zaptedin) diyorsunuz’ diye yanıt verirler. Pracapati ‘evet, anlamışsınız’ der. insanlar ona derler ki ‘Efendimiz, bize birşey söyleyin’ O da gene ‘da’ der. ‘Anladınız mı?’ insanlar ‘anladık, siz bize datta (ver) diyorsunuz’ derler. O da ‘evet, anlamışsınız’ diye doğrular. Şeytanlar ona derler ki ‘Efendimiz, bize birşey söyleyin’ O gene ‘da’ der ‘anladınız rnı?’ diye ekler. Onlar da ‘anladık, siz bize dayadhvam (merhametli ol) diyorsunuz’ derler, Pracapati ‘evet, anlamışsınız’ diye konuşur, işte bu yüzden kutsal sesi olan gökgürültüsü da-da-da ettiğinde bu damyata, datta, dayadhvam anlamına gelir. O nedenle o kişi kendini tutma cömertlik ve merhameti öğrenecektir.”
Upanishadlardaki öğretiye göre en yüce amaç, Brahma ile bir olmaktır. Bu da ancak bilgisizliğin yenilmesi ile olur. Bu yüce amaca ulaşmak için, iyi olsun kötü olsun, her türlü işi bırakmak gerekir. Kurban sunmak ya da çilecilik yapmak, ancak insanın yeniden doğmasına yarar. Bilgi ise insanı bu karışıklıktan kurtararak Bir ve Gerçek Olan’a götürür. Krallar Atman ve Brahman bilgisini öğretmeleri için Brahmanlara müthiş ölçülerde hediyeler verirler; Brahmanlar da onlara karşı oldukça ölçülü davranırlardı. Zenginler de dilencilere karşı öyle olurdu. Bu bilgiye kavuşmanın yolları böyleydi; buna en iyi örnek Naçiketas öyküsüdür ki bu Katha Upa. (I,20-29) da anlatılır. Buna göre genç Naçiketas cehenneme düşer ve orada ölüm Tanrısı ondan üç dilekte bulunmasını ister. O da ilk olarak sağ sağlim babasına dönmeyi diler. Sonra cennet mutluluğunu ister. Üçüncü isteği ise bir sorunun yanıtlanmasıdır: “Bir kimse ölünce bazıları var olduğunu, bazıları yok olduğunu söyler. O kişiye ne olur?” Yama, öldükten sonra insana ne olacağı sorusunu tanrıların bile yanıtlayamadığını söyleyerek, bu isteğinden vazgeçmesini rica eder. Fakat Naçiketas ısrar eder. Yama da ona zevkleri bırakıp bilgiyi seçmesini öğütler; Atman doktrinini açıklar.
Maitrayana Upa, (I,2-4) daki bir anlatım Buddhist anlatım ve öğretim tekniğini andırır. Bu Upanishad zaten dil ve üslup bakımından Veda döneminden çok Klasik Sanskrit dönemine ve Buddhizm sonrasına
Yakındır. Upanishadlarda Brahma tek gerçektir. Bu gerçeği bilene korku ulaşamaz. Sonraki Hint edebiyatında görülen karamsarlık (pessimizm) kaynağını Upanishadlardan alır.
Alman filozofu Schopenhauer, Upanishadları “insan düşüncesinin en yüksek ürünleri ve bilgeliği” olarak niteler ve bunların “hemen hemen süper-insan kavramları” olduğunu ve “yaratıcılarının Tam insan olarak görülmesi gerektiğini” vurgular.
Upanishadlardaki mistik öğretiler, İran .Sufizmini, Neo-platoncuların mistik teozofik logos doktrinlerini, Hristiyan mistikleri Eckhart ve Tauler’i ve nihayet 19.yüzyıl Alman mistik düşünürü Arthur Schopenhauer’i derinden etkilemiştir. Bu düşünür; hocalarını sayarken Plato ve Kant’la birlikte Vedaları (burada Upanishadlar kastediliyor) sayar. Schopenhauer Sanskrit edebiyatının keşfinin “yüzyılın en büyük hediyesi” olduğunu söylemektedir. Upanishadlar için der ki: “Dünyada var olabilecek en doyurucu ve en yükseltici eser; yaşamımın tesellisi oydu, ölümümün de tesellisi o olacaktır.”

Kaynak:
http://www.geocities.com/hindoloji/edebiyat/aranyakalar_ve_upanishadlar.htm


3 Ocak 2008 Perşembe

4 AHAU IŞIK GÜNLERİ -5.GECENİN BİLGELİĞİ GURUBU

Aralık 2007- Anatolia-Anadolu-BİR IŞIK günleri





BİR BİZ VAR...!

Aralığın son iki haftası ile 2 Ocak Arası dönemi sevgili grup Canların

(5.Gece'nin Bilgeliği Google Grup)

yüksek düzeydeki bilinçleri ile(Vizyon ve realite de birlikte) geçirmekten çok özmutlu oldum.)

BU DÖNEM;

Daha yüksek,

ince düzeylerde,

daha BİR IŞIK dolu oldu,

bu dönemde,

kişisel benliğimin,

güzel canlarınızın dokunuşu ile

daha bir yaşanası,

daha bir yaşamaya değer olduğunu hissettim.

Bu dönemde;

kahpe ama bir o kadar da güzel sevilesi dünyanın,

hem BİR BİZ'de,

Sayemizde daha bir yaşanası olduğunu hissetim ,

Bu dünya anadan Anatolia'dan,Kutsal Ana -Kraliçe- den bir hediye idi.

Böylece;

iyi ki BİR VAR'ızı oldu

CAN'larınız ile daha bir BİR oldu ,

Kalbim her BİR nağmeniz ile doldu.

İYİ'ki varsınız.

Yüreğinize,ruhunuza ŞÜKRAN!

Eyvallah...CAN'lar .S.K.02.01.2008

BEN KİMİM ?

Sorulmaya değer tek sorudur.

Sonsuz sayıda rollerde oynamak kaderindir.

Ama unutma sen bu roller değilsin.

Ruhunun belli bir mekanı yoktur. O sadece sonsuzlukta gezinir.

Sonsuzluğa övgü bir ruhun en yüce payesidir.

Ardında bıraktığın beden sedece ruhunın parmak izidir.

Ellerinin dokunuşudur.

Dönüştüren-(Wizard,özsen)- kendisini daha büyük bir dünyanın hayalini kuran sınırlı bir olgu olarak görmez.

Dönüştüren,

Sınırlı olguların hayalini kuran bir dünyadır.

Kaynak:Way Of The Wizard( Deapak Chopra)

DÖNÜŞTÜRENE (KALB)'te oturuna övgüler olsun.

Bağlılık,Şükran,övgü,minnet,birlik,zafer,kutlama,kalbimizde daim olsun..AOMTSSBSM

NOT1: Chopra amca yukardaki kitapta ayrıca şöyle demekte;

Zaman ve Zamansızlık bir birine zıt değildir.

Zamansızlık her şeyi kucakladığında bir karşıtı da yoktur.

NOT 2:Bu IŞIK -Aralık 2007 dönemi foto resim ve müzikleri aşağıdaki linklere yüklemeye çalışacağım umarım faydalı olur.

Linkler:

1- http://serokas.blogspot.com/

2-http://serokas.blogcu.com/