
Ego-nefs- ile vicdan-kalp gozu- arasindaki diyalektik, evrensel ilahitiyatronun bir sahnesi. Bir bakima bir paranin iki yuzu gibi. Biri olmayinca digerininde bir anlami kalmiyor. Egonun siserek en sonunda patlamasi ve cikan kanlardan guller olusmasi. Tabiki patlamasi icin once bir ego olusmasi lazim. Olusan egoyu daha sonra dagitmak da ayri bir deneyim ve basli basinabir icsel zevk.
Bu durum bir bakima sarkac salinimi gibi. Bilincin ice ve disa vurumu. Insan olarak bedenlenmemizle beraber, Bingildak –tepe noktasi-kapanmasi ile beraber bilincimiz tamamen disariya bedenselozdeslesmeler uzerine deneyimler yasamaya ve paradigmalar uretmeyebasliyor. (Bilincin disa vurumu) Beden, aile, is, es, arkadaslar, zevklerimiz, markalarimiz vb. Boylece arzulardan olusan dis dunya okyanusunda yuzmeye basliyoruz. Boylelikle, egomuz , nefsimiz yasam sorfunde deneyimler biriktiriyor. Bir arinin ciceklerde gezmesi gibi her cicekten bal almaya, yarin kiraz dudaklarinda, eforlu terli tensel zevklerde hayatin sirrina vakif olmaya, en yuce mutluluga, degismeyen mutluluk alanina ulasmaya calisiyor. Ve yasadigi her arzunun doyumundaki yasadigi hazlarin hafizada biraktigi izler, daha sonraki arzulara tohum olusturuyor. Her cicekte, bir sonraki cicege ertelenen, daha fazlasinin bulunacagi beklenen mutluluk arayisi devam ediyor. ‘’Her cicekten bal alirsin sen kendini ne sanirsin uslan desem uslanmazsin’’ seklinde ifade edilen gonulun maceralari; ozellikle bizim oglanda ‘’uslan desem desen uslanmaz gonlum, paslan desem paslanmaz pipim'' seklinde ozetlenmis. Yani bir bakima (savas, altin, kadin) dunya sahnesinin en baglayici unsurlari.
Mayatik cark, zevklerin sonlu dunyasi, cehalet yilaninin acili issirigi ve tabiki olumun hepimizi tarayan taragi. En sonunda ve haliyle yuzlerce donun sonunda, bu cark esasoglanin ciktigi yeri merak etmesiyle yeni bir anlam kazaniyor. Tabi ki belli bir duzeye kadar bir kadin yiyen olarak yasadi bizim oglan. Bir ahu gozlunun koynunda pisti ve haliyle egosu bir hayli sisti. Gunun birinde soyle bir geriye bakti ve gozyaslari bir sel gibi akti. Bogurtulerini kimse duymasin diye kafasini yastik alti yapti. Nerdeydi o tatli gulusler, hic bitmeyecekmis gibi suren alevli opusler. Alevler sondu, artik gozlerinin feri cok bondu. Ve buradan sonra hikaye tersine dondu. Tum Degiskenlerin arkasindaki , degismeyeni merak basladi. Arayis basladi. Arayanin, Mevlayi mi, belayimi yoksa her ikisinide mi bulacagi ise onun kisisel yazgisina bagliydi. Kendi gercekligine yurumek en heyecanli hayat gercegi ve yasamin diregi. Derken bizim oglan cezbeye, kahvede cezveye geldi ve su misralar dokuldu.
Ah nefsim ah tepsim
Dunya benim nefesim,
Sevgim ve sevgililerim.
Nerede tum O beklentilerim.
Soyleyin ben neredeyim?
Tabiki arzu okyanusunun icinde yuzen bir tekneyim.
Peki O zaman menzile varacak mesafenin neresindeyim.?
Menzilde sensin,gozyaslarini silen mendilde.
O yuce varligin dokunusu ile acilir kapilar,yok olur yalnizliklar.
Bu dunya denen tiyatral sahnede,Kimi zaman kahvede, kimi zaman tekkede,
Kimi zaman matematiksel bir denklemde,
Kimi zaman duygusal bir soylemde,
Arar dururum gizli yarimi, hemen her zerrede.
Sevgilerimle.
S.K.-
7 Nisan 2007.16.00.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder