17 Aralık 2006 Pazar

Goren,gozleyen,anlamlar,farklılıklar


Kelimeler; ornegin meditasyon,samadhi,aydınlanma hepimiz icin farklı seyleri cagristiriyor.Kelimelerin bile yer ve zamanda olan bir yolculugu var. Tabi kimin acısından icimizde ki gozlemleyen,tanik olan acısından.Vedik anlatımlarda rishi-goren,bilen- diye geciyor icimizdeki bu gozlemci. Gozlemcinin yatayda-maddi- ve dikeyde-ruhani- zamana tabi hareketi mevzubahis.(analitik,horizontal,vertical)
Hiristiyanlıktaki hac iserti de bunun bir ifadesi aslında. Yerin-yatay-ve gogun-dikey fatihini Tanrı kavramını simgeliyor.Bazı arastırmalar on,eski Turkcedeki T harfinin de bu isaretin donusumunden olustugunu var sayıyor.Tengri' den Tanrı'ya gecis olmus zamanla.Bu konuda bana gore ilginc bir alıntı vermek isterim asagıda.( http://bilgisev.blogcu.com/page4 )

'T harfi tüm Latin abecesinin en ilginç harfidir. Bu harfin kökeni belki de ilk damga olan TENGRİ damgasına kadar uzanır. Tengri damgasından (isim belirtmeden) bundan önceki yazılarımda söz ettim. Bir önceki sayfaya gidip Eski damgalar, Resimlerin yorumu ve Hitit güneşi başlıklı yazılarımı okursanız, orada bu damganın anlamını ve dünyadaki yaygınlığını görebilirsiniz.
Ön-Türklerin gitmiş olduğu her bölgede bu damga etkin olmuş, şekil ve ad değiştirmiş ama kutsallığını korumuştur. Orhon abecesinde Tengri damgası aynen kalamamış, en yakın görüntüsü AT damgasında veya T1 harfinde kalmıştır. Bu damga iki türlü yorumlanabilir. Ya at üzerine binmiş bir yönetici / savaşçı, veya evreni kontrol eden Tanrı. Orta Asya yazıtlarında her iki şekli görmekteyiz. Kare veya daire hem evren olarak yorumlanabilir hem de at olarak. Üzerindeki OK işareti ise Tanrı ile bütünleşmiş yönetici kişi olarak yorumlanabilir. Bu ok işareti zaman içinde T harfine dönüşecektir. Orhon abecesinde OK olarak okunan aşağı doğru dönük ok simgesinden bir sonraki yazımda söz edeceğim.
Eski Finike yazısında Tengri damgasının Teth harfi olarak seslendirildiğini görüyoruz. Bu harfte damga 45 derece çevrilmiş olsa da damganın esas görüntüsü aynıdır. Kadim Mısır tanrılarından yazıyı öğretmiş olan ve ölmüş firavunların kalbini tartıp kayıt eden tanrının adı Toth idi. Mısırda sadece Hieoroglif yoktu. Aynı zamanda kutsal damga yazısı da bulunmakta idi. Bu damga yazısında Sümer damgalarının etkisi büyüktür. Bu konu da ayrıca incelenmeye değer. Şimdilik Tengri – Teth – Toth - Teo benzerlikleri ile yetinelim. Yunanca Tanrı’ya Teo dendiğini hatırlatmak isterim. Tanrıbilim’e de Teoloji denir. Kadim Yunan kültüründe Theta harfi Tengri damgasından türemiş olup dikey çizgi eksikliği ile aynı damgadır. Tau harfli ile Orhon T1 harfindeki ok arasında da bariz bir benzerlik bulunmaktadır.
Finike yazısının gelişimi sürecinde Teth damgasındaki daire terk edilmiş, T harfinin simgesi olarak sadece Tengri damgasında bulunan artı işaret kalmıştır. Bu değişimin nedenlerinden biri taşa daire kazımanın güç olması, diğer bir neden ise güneşe tapmanın terk edilmiş olması ileri sürülebilir. Hristiyanlık ile birlikte artı işarete benzeyen haç simgesi bir anda yaygın hale gelmiştir. Bu durumu sadece İsa’nın çarmaha gerilmesi ile açıklamak olayı basite indirgemek gibi geliyor. Asıl neden, çok eski dönemlerden beri insanlığın hafızasına yerleşmiş olan haç simgesinde bulunan kutsallık imgesidir. M.Ö. 1500 lü yıllarda dahi bu simge Hitit saraylarının duvarlarına çizilmişti''
Yatay,dikey,zaman degiskenleri veya yer ,gok,zaman benligin,gozlemeleyenin hareketinin belli unsurları olarak ele alınmıs. Ve bu analitik, arti isaretinin yuvarlak ile cevrilmesi bu dongunun sonsuzlugunu vurgulamak istemis. Yer ve gokte suregelen sonsuz yaratılıs dongusunde yol alan gozlemci benlik veya ruh diyelim. Benligin uc kademesi ele alınmıs vedik anlatımda. Kisisel benlik -jiva-,Ozbenlik-atma- evrensel,mutlak benlik-Brahman-. Yunus'un ''Bir ben var benden iceri.'' dedigi bu evrensel,herseyi kapsayan Brahman benlik bilinci olsa gerek. Tabi bu benden iceri benligi izah etmek kisisel benlik duzleminde mumkun olmamıs.Varlıgına dair tiyolar verilmis diyebiliriz sadece.İcsel ben ancak kisel bedende saklı olan yasam enerjisi-kundalininin-uyudugu yerden kalbe kadar yukselmesi ve kalbte var olan 101 enerji noktasının-nadi- acılması ile,tepeye Sahasrara'ya yukselerek-bıngıldak,1000 yapraklı lotusun acılımı- sonsuz mutlululuga acılmasi.
Bu anlatım ancak tam anlamıyla deneyim bazında idarak edilebiliyor. Ancak bu deneyim akıl,beden,zihin,ozne,nesne,deneyimleyen,deneyimlenen, kavramlarının eridigi bir nokta oldugu icin goreceli alanda tam olarak izah edilememis. Sembollerle ve sesel degerlerle ifade edilmeye calisilmis diyebiliriz.
Bu kadar sıradısı,gizli kalan ve nadir bir deneyim nasıl ortak bir us halini alabilirki?. Ancak gercekten deneyimleyen insanların anlasması mumkun olabilir. Yoksa benim kutsalım, senin kutsalını dover muhabbeti devam edecek,kutsal kavramların ortak bir paydası olmayacaktır.Burda yasanan sonsuzlugun, sessel,kelime ,isim bazında ifadelerinin farklılıgı sanki farklı seylerden bahsediliyormus gibi bir zan yaratıyor.Maya,samsara,cehalet dedikleri bu olsa gerek. Ancak kalbi acılarak, bu deneyimi yasamıs kisiler dunyada cogalırsa,''Tek tapınak kalbimizdir,ibadetimiz sevgimizdir.'' yasanan bir gerceklik olacak insanoğlu için.Mısırda Tanrı Toth'un olen firavunların kalbini tartıp kaydetmesinde bu anlam var olmus olabilir.Hepimizin,hayatta sevgi diye nitelendirdigimiz kavramı yogun hissettigimiz anlarda,. demo,fragman tadında bu gerceği yasadıgımız anlar olmustur.Ama dile,kelimelere gelince buharlasıp deger kaybetmistir ne yazikki.
Neyse sonuc itibari ile olay ,hepimizin icinde uyuyan yılan-kunadalinin-yasam enerjisinin macerası.Bu uyuyan enerji uyanarak,kalbe ve kalbin icideki sonsuzluktan cıkarak tepedeki sonsuzluga uzanıyormus.Ama dile gelince bir bilim kurgu dan ote gitmiyor zihnin dualistik ,goreceli dunyasında.

Hiç yorum yok: