"Yaşam-varoluş- hakkına saygıyı,evrensel kutsal değer olarak alarak,gerçek bilginin saf ışığında yol almak.''
Zamanın içinden şöyle haykırır bir gün kalb, en yüce sevgiliye.
''Bende yerimi aldım eskilerin arasında belki mevsimim gelir seversin diye...''
Zamanı gelen kalbin yüce sevgiliyi çağıran sesi, O'nunda onu çağırması, hikayesini dinlemek istemesi ile eş zamanlıdır. Zamanın; ölümün efendisi oluşu, geçiş, algı kapılarını elinde tutarak, evrensel meyveleri-kabaca; mutluluk ve acı dağılımını - düzenlemesi var olur.. En yüksek paye aydınlanma iznini veyahut daha yüksek mutluluk düzeylerini barındıran evrensel bilinç düzeylerini, bedenlenmeleri, hak edişleri dağıtır, elinde bulundurur.
Zaman; evrensel dinamikler arasında insana bahşedilen en büyük nimetlerden biridir. Zamanı, belirlediğimiz değerler önceliği esaslarına göre, ruhsal-içsel-ve maddesel-dışsal-en yüce iyiliğe, maksimum faydaya göre ayarlayabilmek en büyük lutuftur.
Bunun için insana zaman içerisinderuhuna bir model gereksinimi doğar içinde bulunulan konuma göre. Üslü çokluklardan oluşan bir bütündür toplum. Her insanın durumuna uygun bir üs bulabilmek ve bunun evrenselliğini ilan etmek, bir topluma model olarak sunulanın herkes tarafından uygulanmasını istemektir. Bu gün hissedilen en büyük eksiklerden biri bu değerler önceliğinin, hiyerarşisinin bir karmaşa, çorba, (ftp403 errorvarisel bir halde) olmasıdır. Hayatı yapılandırdığımız değerler önceliğinde, değersel ittifak, ortak payda, üs, lazım gelir.
Kutsal kase, kalbimizin derinliğinden kaynaklanan pınardan dolar.
Hangi ad, adı altında olursa olsun kutsal-dinsel, ruhani, içsel-değerler olarak toplumu yapılandıran dinamiklerin, aşkın birliği, bir nevi medeniyetler ittifakı gereklidir. Herhangi bir yol-din-zaman içerisinde, dünya sahnesi platformunda, Gücün, egonun, cehaletin, fani, sınırlı, sonlu, mücadelesinin içinde yer aldığında, içsel anlam ve değerini kaybetmeye, kirlenmeye başlar. Ancak, cevherin kirlenmesi,ç amura bulanması, bir gün insanoğlunun kalbinde açacak olan, benliğin bilgisinden doğan sonsuzluk çiçeğinin, içimizdeki ışığa ulaşma şansını ortadan kaldırmaz.
Gerçeğin, benliğin bilgisi, hayatın içinde daima açar. Hiçbir şey, içimizdeki sonsuz ışığı yok edemez. Geçici olarak, belli süreçlerde önünü kesebilir, kapatabilir, gizleyebilir. Ancak yok edemez. Bir gün rüzgar gelir, bulutlar çekilir ve güneş yeniden parlar, ortaya çıkar. Hiçbir şey, gönlün, evrensel sevgi ve şefkatle dolu kutsal nağmelerinin, hayatın içine sızmasını engeleyemez. İnsanoğlu, en yüce değerine, algılamasına, hak ettiği gün mutlaka kavuşacaktır. Kutsal olan herkese ve hiçkimseye aittir. Kozmik döngü çeşitli şekillerde devam eder. Kutsal olanın adının kirlenmesidir belkide bu gün en büyük sıkıntı. Kutsal olan herşey den önce o uygulamadaki, yoldaki kişinin, en büyük dostu, yareni, affedeni, kapsayanı, anlayanı, yoldaşı ve güç erkidir. Bu niteliklerinden ötürü yücelik payesini, sevgi ve saygıyı hak eder. Kutsal olanın hangi şekil ve şart altında olursa olsun; kaynak ve amaç olduğu açıktır. Kaynak ve ve amaç oluş tüm isim ve sıfatları kendinde toplamaktır. Bu kaynak ve amaç oluş, İslamiyette Allah, Vedalarda Brahman, Uzakdoğu'da Tao, Hiristiyanlıkta Üçlemenin teklemesi, bedenlenmesi (Peygamber,Guru,model) olarak, bir çok değişik şekilde, ifade ve anlam bulur. Esmalar ,Tanrılar, Tanrıçalar O'ndan türer.
Tezahür etmiş haliyle Kutsal Ana'dır. Tezahür etmemiş haliyle babadır. Her bağrı yanık kalbin
nağmesini, derdini dinleyendir, bilendir.
Tezahür alanını kapsayandır, her şeyin dilinden anlayandır. Yansımaların, gölgelerin kaynağıdır. Şefkatin, merhametin, bağışlayıcılığın, umudun, bağrına basmanın, arınmanın, kurtuluşun, özgürleşmenin, ilahi zaferin bahşedeni, lütufkarıdır. O'ndan geldiğimiz, tezahür ettiğimiz, O'na
döneceğimiz şüphesizdir. Ancak her kalbin O'na dönüşte anlatacağı bir yaşama bıraktığı tınılar silsilesi, hikayesi, kendine has fıtratı vardır. Bu yüzden bir kişi, bir başka kişinin ayakkabıları ile yürümeden, gerçek anlamda,O'nu anlayamaz.
Kader-karma- yargılanamaz, hor görülemez. Üç kere ''sende haklısın ''hikayesi. İnsanın kendi kaderinin hem kurbanı, hem de en kapsayan değerde efendisi oluşu hadisesindeki ince ayar grift ve paradoksal yapı yaşamın sürükleyici, gizemli, dinamik yapısını oluşturur. Kutsal olanın, hem kaynak, hem kaynaktan çıkan, tezahür eden olarak iki gibi görünmesi, yansıyan yansıtan ikilemi, hayattaki tüm korkuların ve acıların kaynağıdır. Hayatın bu ikilemmiş gibi görünen yapısı-maya, samsara, gözdeki perde-değişmeyen tek gerçeği, ince düzeylerde gizler. Aslında; gerçek, kendi doğasından ötürü gizli kalır. Kulli ve cuzi irade ayrımındaki veya Rahmet'ten(İhsan,Bolluk,Bereket) türeyen Rahman ve Rahim oluştaki ince ilişki gibidir bir bakıma.
Rahman yön, iyi kötü demeden her varlığa dünyasal lütuf dağıtır. Rahim yönünde ise kutsal-
erdemli, asil- değerlere sahip olanlar yüceltilir, mükafatlandırılır. Bu evrensel kozmik oyun-drama- kendi nefsini,nefesini sorgulayan ve sonunda aşan insanoğlunun hikayesidir. Geldiği kaynaktan ayrılmanın- ikiliğin-korkularını, sınırlarını, acılarını yaşar. Maddi zevklerin, hazların, beş duyusal bedensel algılamaların bağlayıcı ve sürükleyici etkisiyle hayatta acı çeker, yoğrulur, pişer, feleksel çemberlerin içinden geçer. Yeterli kıvama ve lezzete gelir. Gün gelir, kalbinin sesini duyduğunu hissettiği içindeki en yüce sevgiliye, kendi kutsalına, yakarır, ağlar. O, kalbin evrensel dilinden anlayan,en yüce olandır. Akıl çözümü ona hayran olarak bulmuştur. Tezahür etmiş evrenin Kutsal Anası, her ruhun ihtiyaçlarını, ödüllerini, cezalarını, kefaretlerini düzenler, organize eder. Kalp nitelikleri yeterince gelişenleri, yumuşaklık, şefkat, merhamet ve iyiliğe sahip olup kefaretini tamamlayanları, azad eder.
İnsanoğlunun, zaman ve sınırlar karşısındaki çaresizliği er yada geç ölümü sorgulaması, gerçeği ve ölümsüzlüğü arama etkisini ortaya çıkartır. Bu gerçek sevgiliye kavuşumun veya Kozmik Azad'ın başlangıcıdır. Bencilliğin çözümünde yatan, Benliğin bilgisi; gerçeğin bilgisidir. Tüm bilginin amacı insanın kutsal yanı olan sonsuz benliğinin bilgisine, deneyimine kavuşması, her türlü ikilik duygusundan kurtulması, özgürleşmesidir. Temel kurgu budur.
Yaşam diye adlandırdığımız şey, kaynaktan gelen ve benliğin bilgisini unutan insanoğlunun, tekrar hatırlayana değin, değişik görünümlerde ifade bulmasıdır. Unutma sürecinde, madde ile özdeşleşmesi ve benliğin bilgisini unutması, korku, acı ve cehaletle yoğrulmasıdır. Herşey tekrar
hatırlamak üzerine kuruludur. İnsanın nefsani ve ulvi yönünün aynı bedende toplanması hem mükafat hem de bir bakıma cezadır. Bu günün en büyük azizleri, geçmişin en büyük günahkarları veyahut eksi sonsuz ve artı sonsuz arasında salınan insan ruhunun-benliğin- hikayesi.Bir bakıma yedi kat cehennem ve yedi kat cennet arsında salınan kozmik yolcu.
3.10.2006
Sertaç KARTAL.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder